Alazlı nerede?
Mula
Beni daha yakından tanıyabilmeniz için köyümün ağbağına bir göz atın.
Önerdiğim kitap
Ateizm Ve Eleştirisi
"Ateizm Ve Eleştirisi"
Bir unsuru karalamak istiyorsanız, o unsuru yüceltmelisiniz. Bir unsuru yüceltmek istiyorsanız, o unsuru karalamalısınız.
 
Yüzyılın maçı: Kocaelispor-Beşiktaş
Gelmiş-geçmiş en mükemmel futbol turnuvalarından birisi kuşkusuz 2001/2002 Federasyon Kupası idi. Çünkü bu kupada 2 kulüp beklenenden daha yüksel bir performans sergiledi: Adanaspor ve Kocaelispor.

Adanaspor 2. Lig A kategorisi'nde oynuyordu. Ama 3 tur ardı ardına 3 Süper Lig kulübünü mükemmel bir performansla elemeyi becerdiler. Önce 3. turda Antalyaspor AŞ'yi 4-0'lık bir skorla bertaraf ettiler. Sonra MKE Ankaragücü'nü 4. turda 2-1 yendiler. Ve Çeyrek Final'de İstanbulspor AŞ'yi 2-1'le geçtiler

Kocaelispor ise Süper Lig'te idi ve ligdeki durumu mükemmel değildi. Kupadaki rakipleri, Adanaspor'a oranla eşit seviyede sayılırdı.

Kocaelispor önce 3. Tur'da 2. Lig B Kategorisi'ndeki Türk Telekomspor'u eledi. 4. Tur'daki rakibi olan Gençlerbirliği'ni 2-1 geçti. Çeyrek Final'de 2A'dan Erzurumspor'u 1-0 gibi bir sonuçla zor geçti.

İşte bu iki sürpriz kadro Yarı Final'de karşılaştı. Sonuç: Kocaelispor: 1 – Adanaspor: 0.

Ve Kocaelispor artık finalde idi. Finaldeki rakibi ise, Denizlispor'u 1-0 eleyen Beşiktaş oldu.

İnanılması güç olsa bile, ben bu sonuca öyle sevindim ki, heyecandan içim içime sığmıyordu. Zira Kocaelispor o sıralarda ilginç bir performans sergiliyordu. Zayıf takımlara boyun eğiyor, güçlü takımları ciddiye almıyordu.

Kocaelispor'un patronu Hikmet Karaman idi. Beşiktaş'ta emirler Christoph Daum'un komutasındaydı.

Hikmet Karaman www.korfez.org sitesini sürekli takip ederdi. Forumdaki yazışmaları da ciddiye alırdı. Kendisi forumda bir kaç kez yazışmalara katılmıştı.

***

Forumda bir konu açmıştım. Başlığı: "Uzun pas antramanı şart!"

Yazımın içeriği şöyle idi:

Christoph Daum'u 10 yıldan beri yakından takip ederim. Çalıştırdığı tüm takımlarda hep aynı taktiği uyguluyor. Rakiplerini kısa paslarla boğuyorlar. Rakip oyuncular böylece erken yoruluyor ve bunalıyorlar. Ve maçları kazanıyorlar.

Beşiktaş'ı yenebilmemiz çok kolay: Uzun paslarla oynamak! Gerekirse bizim sağ köşeden rakip sağ köşeye pas vermeliyiz. Yani icabında 120 metre mesafeye pas vermek lazım.

Bu uzun paslaşmalar, kısa pas oyununa alışık olan rakip takımda şok etkisi yaratacak. Çobansız koyunlar gibi sahada başı boş koşuşturacaklar. Bu koşuşturmayla, gereksiz yere yorulacaklar.

Onlar yorgun argın koşuştururken, bizim çocuklar dans etme havasında rahatlıkla paslaşacaklar. Böylece ardı ardına gol atabileceğiz.

80. dakikaya kadar skor bizim leyhimize 4-0 ila 5-1 olacak.

80. dakikadan sonra, rakip oyuncular fazlasıyla yorulacakları için, biz 4 ila 5 gol daha atabiliriz. Yani sonuç 8-0 ila 9-1 olabilir.

Tabii ki uzun paslarla oynamak şart. Aksi taktirde, bırakın kazanmayı, fazla gol yemememiz için müdafaya çekilmek zorunda kalırız.

Ama uzun pas antramanı şart!



O yazıda verdiğim rakamlar bazı gülüşmelere sebep olmuştu. Ama benim umrumda değildi. Ben konuya tamamen teknik açıdan bakıyordum. O sıralar Kocaelispor forumunda yönetici idim. Beni tanımayanlar, fazlaca fanatik olduğum kanısına varıyordu. Benim analizlerimin fanatizmle uzaktan-yakından ilşiskisi yoktu.

***

Tarih 3 nisan 2002. Maç Bursa Atatürk Stadı'nda yapılacaktı.

Maçı seyretmek için kahvehaneye gittim. Fazla kalabalık değildi. Fanatik bir Beşiktaşlı, bir masada oyun oynuyordu. Yanına gittim; bir iskemleyi ters çevirdim ve oturdum.

Arkadaş bana hiç bakmadan sordu: “Eee, Erol, maç tahminin ne?”

Ben de onun elindeki kağıtları gözden geçirerek, önemsiz bir şeymiş gibi yanıt verdim: “4-0 veya 5-1.”

Arkadaş sırıttı: “O kadar korma yahu! Korkunun ecele faydası yoktur.”

“Ben niye korkayım ki? Sen kork.”

Arkadaş şaşırarak bana döndü: “Ne yani; siz mi alacaksınız maçı?”

“Ben burda ne anlatıyorum?”

“Yapma yahu! Kocaeli ne zaman 5 gol attı ki!”

“Görürsün!”

“İyi, göreceğiz!”

Arkadaş oynamaya devam etti. Biraz eğlence olsun istedim. “Cebimde 50 Avro var. Ne dersin?”

“Yani benimle bahse mi giriyorsun?”

“Öyle. Kocaelispor 4-0 veya 5-1 kazanırsa, ben bahsi kazanmış olurum. Tüm diğer skorlar senin olsun.”

“Çüüüüüş!”

“Anlamadım.”

“Çüş dedim. Bu ne biçim iddia yahu?”

“Hoşuna gitmeyen ne var?”

“Yani Kocaelispor yense bile, senin verdiğin sonuçların dışında bir skor olunca ben kazanmış oluyorum, öyle mi?”

“Ta kendisi!”

“Yani diyelim ki, Kocaelispor 2-0 veya 3-0 kazandı. İddiayı ben mi kazanmış oluyorum?”

“Evet, öyle.”

“Diyelim ki, Kocaelispor 5-0 kazandı. Yine mi ben kazanmış oluyorum?”

”Kocaelispor ister yenilsin, ister yensin. Benim söylediğim skorlar dışındaki tüm skorlar senindir. Yani Kocaelispor 100-0 kazansa bile, bahsi sen kazanmış olursun.”

“Ben buna bir daha çüş derim! Ulan, sen bu iddiayla zengin olursun yahu! Neden bir bahis şirketine gitmiyorsun?”

“Ben seninle bahse giriyorum ya.”

Başka bir masada eniştem oynuyordu. Beşiktaşlı arkadaş ona seslendi: “Orhan abi, senin kayınço kafayı mı yedi? Ne diyor bu yahu?”

Orhan abim aynı ses tonuyla anında yanıt vedi: “O gerçekten salak. Bilirsin her şey aptala malum. Sakın onunla iddiaya girme.”

Sonuçta Beşiktaşlı arkadaş benimle iddiaya girmedi. Ama arasıra bana laf atmaktan geri kalmadı. Güya benimle dalga geçiyor. Ben de dalga geçer gibi yanıt veriyordum: “Biraz sonra görüşürüz.”

Ve nihayet maç başlamıştı. Beşiktaş 11'i Kocaelispor'u ciddiye almıyormuş gibi bir tavır sergiledi. Kocaelispor takımı da biraz mütevazi olmayı uygun bulmuştu. Ama daha ilk dakikalarda taktik belli olmaya başlamıştı. Sanırım bu taktiği sadece ben farketmiştim. Beşiktaş 11'i başına geleceklerden habersizdi.

Kocaelispor ekibi belirli aralıklarla uzun paslaşma taktiğini uyguluyordu. İşte öyle bir anda bir uzun pas yapıldı. Topu alan oyuncu, fazla beklemeden arkadaşına göderdi. Şut... Ve gol! 1-0!

Kahvehanede arkadaşlar benimle şakalaşıyor. "Erol, sevinmiyor musun? Takımın gol attı."

"Yahu bunun neyine sevineyim ki! Ne söylemiştim? 4-0 veya 5-1! Bekleyin!"

Maç gerçekten mükemmeldi. Seyrettiğim en güzel maçtı. Kocaelispor ekibi tam bir takımdı. Hiç bir oyuncu bencillik yapmıyordu. Topu gereksiz yere ayağında bekleten yoktu. Gelen toplar tam isabet başka bir oyuncuya devrediliyordu.

Ve gol! 2-0!

"Erol! Hâlâ sevinmiyor musun?"

"Bırakın alay etmeyi! Bunda sevinecek bir şey görmüyorum."

Maç devam ediyordu. Uzun pas! Tekrar pas! Ve gol! 3-0!

Kahvehanede sesler yükselmeye başladı. "Yahu bu Kocaeli neymiş de bizim haberimiz yok." - "Erol, ne haber; keyfin yerinde mi?"

"Yahu bırakın da ağız tadıyla bir oyun seyredeyim."

Beşiktaşlı oyuncular aynen benim öngördüğüm gibi iyice dağılmışlardı. Boşuna koşuşturuyorlardı. Artık o kadar yorulşmuşladı ki, zar zor ayakta duruyorlardı.

Uzun pas! Ve gol! 4-0!

Bu sefer ben öyle sevinçliydim ki, oturduğum iskemlenin üstüne çıktım, avazım çıktığı kadar bağrıyordum.

Birisi beni uyardı: "Erol, sevinmeni anlıyoruz da, bari iskemlenin üstüne çıkma. Olmuyor yani!"

Başka birisi araya girdi: "Bırakın sevinsin yahu! Beşiktaş kazansaydı, böyle tepki gösterir miydiniz?"

Ben o kadar bağırıyorum ki, kendim bile bu hâlime şaşıyordum. "Gol, gol, gol, gol, goooool! Aslanlarım benim! Takım dediğin böyle olur!"

Beşiktaşlı arkadaş seslendi: "Erol, tebrikler. Sen neymişsin yahu! Bu gidişle 5-0 değil, 10-0 bile olur."

Maç devam ediyordu. Ne hikmetse, Beşiktaş hücum yapar gibi gözüktü. Bu sefer ben yine bağrıyorum: "Gol, gol; hadi gol olsun!"

Birisi araya girdi: "Erol, ne yapıyorsun sen? Beşiktaş hücuma geçti."

"Geçsinler! Ben ne dedim? 4-0 veya 5-1! Beşiktaş bir gol atsa, bizimkiler bir gol daha kaydedecek."

"Vay uyanık, vay!"

Ama ne Beşiktaş, ne de Kocaelispor; hiç bir taraf gol atamadı. Ve Kocaelispor 4-0 gibi bir sonuçla Beşiktaş'ı ezip geçmişti.

Ben de arkadaşların tebriklerini kabul ettim. Hatta Beşiktaş taraftarları bile beni en içten dilekleriyle kutladılar.

***

Bu maçın iki yan etkisi olmuştu.

Birincisi: Christoph Daum, Beşiktaş'ı rezil ettiği için kovulmuştu.

İkincisi de beni ilgilendiriyordu.

Kocaelispor Kulübü Başkanı Sefa Sirmen kafayı bozmuştu. Maçın ardından bir açıklama yaptı: "Bu kupayı tüm Kocaeli halkına armağan ediyorum."

Hemen bu sözler üzerine forumda bir konu açtım: "Bu kupayı Sefa Sirmen'e hediye ediyorum. Münasip bulduğu gibi kullansın!"

Böylece forumdan kaydımı sildirdim. Bir daha da üye olmadım. Kocaelispor'la bir daha ilgilenmedim. Tam 20 yıl süren bir sevdâma sırtımı dönmüştüm.

Sadece ben değil; Kocaelili olmayan sayısız taraftar Kocaelispor'a sırtını dönmüştü.

Aslında bu maçın üçüncü bir yan etkisi daha oldu: Kocaelispor düşüşe geçti. Ve bir daha belini doğrultamadı.

***

Aradan yıllar geçti; o maçı bir türlü unutamadım. O maçı tekrar tekrar seyredenler, bir daha seyretmek isterler. Ve bir daha!


Tarih: 03.03.2010 | Tıklama: 54 | Bölüm: Spor


Öngörülen yazılarım
Ülke ve spor düşmenı TFF!
TFF uygulamalarıyla hem spora, hem ekonomiye, hem de ailelere zarar veriyor.
Trabzonspor aleyhine 30 yıllık iddia
Eniştemle 1996 yılında bir iddiaya girmiştim: Trabzonspor 30 yıl boyunca şampiyonluk hayalleriyle yaşayacak.
Trabzonspor neden aslâ şampiyon olamaz?
Yetmişli yıllardan bir hatıramla, Trabzonspor'un şampiyonluk hayallerini açıklamaya çalışacağım.
 
 
© 2005 Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ www.alazli.net imkânlarıyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi